Öne Çıkanlar Donald Trump Putin BAKAN VE İSTANBUL BELEDİYESİNE UYARI Zübeyir DAİŞ ZULMÜNDEKİ KADINLARI ÖZGÜRLEŞTİRECEĞİZ

Bu haber kez okundu.

Cahit Mervan: El Bab savaşı düğümü çözecek mi



ROJHABER
- Büyük savaşlar da bazen çok küçük bir yer kilit haline gelebiliyor. Adından çok söz ettiriyor. Bu küçük yer, savaştaki ‘’stratejik konumu’’ itibariyle ile bir bölgenin, hatta dünyanın kaderini, gidişatını değiştirebiliyor. Kobanê böylesine bir yerdi. 2014 yılının Eylül-Ekim ve onu izleyen aylarında, direnişiyle dünyayı sarstı. DAİŞ gibi küresel bir belaya stratejik ölümcül bir darbe vurarak savaşın ve tarihin akışını değiştirdi.

Bölgesel ve küresel güçlerin içinde direk veya dolaylı olarak yer aldığı Suriye iç savaşı gelip El-Bab adlı küçük bir kasabanın kim tarafından kontrol edileceğine kilitlendi. Günlerdir, savaşının gidişatını izleyen ve sahayı yakine takip eden gazeteci ve analizciler El-Bab’ta ‘’dananın kuyruğunun kopacağını’ söylüyorlardı. Ve savaş tamda o noktaya geldi. 
 

GİDİŞAT EL-BAB’A KİLİTLENDİ

Aslında El-Bab’ın kaderini sadece Suriye’nin geleceği açısından değil, bölgenin de geleceği açısından kilit rol oynuyor. Savaşın derinleşip, genişleyip yıllara yayılması da, barışçıl bir çözüme kavuşması da sanki burada netleşecek. 
 

Türk devleti her neye mal olursa olsun El-Bab’ının Kürt ve Suriyeli demokratik güçlerin kontrolüne geçmesini istemiyor. Afrin-Minbiç-Kobanê hattını birbirine bağlayan El-Bab’ın bir hançer gibi Rojava-Kuzey Suriye Federasyonu’nun kalbine saplanmış şekilde kalmasını istiyor. İstiyor ki kantonlar birleşmesin. Afrin kantonu izole edilmiş şekilde kalsın. Süreç içinde erisin ve ilk fırsatta Türk ordusu tarafından tıpkı Cerablus-Azaz hattında olduğu gibii ilhak edilsin. Böylelikle Rojava devrimi tasfiye edilsin, Erdoğan’ın değdi gibi ‘’Kuzey Irak’taki hata’’ burada tekrarlanmasın. Yani Kürtler hak, hukuk ve tabi ki statü sahibi olmasınlar. Türk devletinin El-Bab’a yönelmesinden öncelikli stratejik hedef budur. İkinci hedefi ise El-Bab’ı alarak Halep üzerinde ciddi baskı kurmak ve orada desteklediği El-Nusra, Ahr-Şam gibi çetelere daha yakın destek sunmaktır. Hatta mümkünse bir oldu-bittiye getirerek Halep’i de kurmak istediği, özü itibariyle işgal olan, ‘’güvenlikli bölge’’ içine katmaktır.  
 

Benzeri bir durum Şam rejimi içinde geçerlidir. Esat rejimi de El-Bab’ın bir hançer gibi kantonların ortasına saplanmış şekilde kalmasını istiyor. Kantonların birleşmesine en az Türkiye kadar karşı çıkıyor. Hatta Suriye’nin geleceği için Kürtlerin ve demokratik güçlerin ileri sürdüğü federasyon fikrine tıpkı Türk ırkçıları gibi karşı çıkıyor. Suriye’nin ‘’tekçiliğinden’’ bahsediyor. Öte yandan ise El-Bab’ın Türk ordusu ve onun desteklediği çetelerin eline düşmesini de asla istemiyor.  Hatta Türklerin El-Bab’ı ele geçirmesini savaşın gidişatı açısından kendisi için ölümcül bir darbe olarak örüyor. Bu durumu stratejik açıdan Kürtlerden daha tehlikeli buluyor. Bu nedenle Türk ordusunun El-Bab’a dayanmış olmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor.

‘’BÜYÜK ABİ’’ ADINA VURUŞ 

Suriye rejimi tek başına oyun kurucu olmadığı için bağlı bulunduğu Rusya’nın politikası da bu alanda önem kazanıyor. Bunun en somut örneğini El-Bab’a doğru ilerleyen Türk askerlerinin geçtiğimiz günlerde Suriye savaş uçakları tarafından vurulmasıydı. 

Bu vuruş bir anlamda ‘’büyük abi’’ adına yapılmış bir vuruştu. Zamanlaması manidar olduğu kadar mesajı da önemliydi. İlginçtir, en küçük bir olay da fırtınalar koparan Recep Tayyip Erdoğan kendi askerlerinin savaş uçakları tarafından vurulmasından sonra derin bir sessizliğe gömüldü. Bu konuda tek kelime dahi etmedi. Çünkü bu son saldırının Moskova’nın onayı ve isteği doğrultusunda yapıldığını en iyi o biliyor da ondan. 

Suriye savaş uçakları Türk ordusunu tamda bir yıl önce Türk jetleri tarafından Rus savaş uçağının düşürülmesinin yıl dönümünde vurdu. İkincisi bu vuruşla Türk devletine ‘’El-Bab’ı aklından çıkar’’ diye açık bir mesaj verdi. 

Zaten Türkiye Rusya’nın onayını ve ABD’nin sessizliğini arkalayarak  Azaz-Mare-Cerablus hattını işgal etti. Ancak anlaşmaya göre Türkiye içeriye doğru 12 kilometre inecekken bunu aştı. İkincisi bu ilhak operasyonuna karşı El-Nusra gibi çete örgütleri üzerindeki etkisini kullanarak onları Halep’ten çıkarması gerekiyordu. Bunu da yapmadı veya yapmadı. Bu nedenle denilebilinir ki Suriye Türk ordusunu savaş uçaklarıyla vurarak kırmızıçizgisini ilan etmiş oldu. 

Ancak sahada her şey Erdoğan ve Esat ikilisinin farklı cephelerden kurdukları savaş oyuna göre gelişmiyor. Gidişatı belirleyen başka ‘’yerel’’ ve küresel aktörler var. Bunların başında ise Kürtler, Suriyeli demokratik Güçler ve ABD geliyor. 

EL-BAB EN ÇOK DEMOKRATİK SURİYE İÇİN ÖNEM KAZANIYOR

Kürtlerin ve Suriyeli Demokratik Güçlerin önceliği biliniyor. Mümkün olduğunca DAİŞ’i Rojava ve Suriye topraklarından tümden çıkarmak,  Türk işgaline son vermek, demokratik ve federal bir Suriye’nin inşasını sağlamak. 

Bunun zor ama başarılamayacak bir iş olmadığını da çok iyi biliyorlar. Son iki yıl içinde bu konuda hem asker, hem siyasi hem de kültürel anlamda çok önemli mesafeler kaydedildi. Kalıcı mevziler elde edildi. Bu nedenle Kürtlerin ve Suriyeli Demokratik Güçler açısında da El-Bab bölgesinin DAİŞ, ÖSO ve Türk işgalinden arındırılması, Afrin kantonu ile Minbiç özerk bölgenin ve Kobenê kantonu ile karasal bağının oluşması stratejik öneme sahip. 

ABD, TÜRKLERİN YAYILMACI ‘’HASSASİYETLERİNE’’ GÖZ YUMUYOR

Suriye iç savaşında DAİŞ karşıtı koalisyonun liderliğini yapan ABD çoktan bir tarafı haline geldi. 2001 Afganistan veya 2003 Irak savaşında olduğu gibi on binlerce askeri ile karada bu savaşa katılmıyor. Daha az sayıda askeri personel ve daha çok hava gücü ile bu savaşta yer alıyor. Dünyanın en büyük askeri ve siyasi gücü olması dolaysıyla da bütün gelişmeleri etkiliye biliyor. Hatta bazen tavrı gidişatta belirleyici oluyor. 
 

ABD, Kobanê direnişi sonrası Kürtlere bakışında ‘’köklü’’ sayılabilecek değişikliklere gitti.  Suriye sahasında askeri alanda hemen hemen sadece Kürtler ve onların müttefiki olan Suriyeli Demokratik Güçleri muhatap aldı. Bu durumda en son Rakka’yı özgürleştirme hamlesiyle birlikte yeni bir aşamaya geçmiş bulunuyor. 
 

Ancak El-Bab ve Kantonların birleştirilmesi konusunda ABD, Kürtler ve Suriyeli Demokratik Güçler kadar ısrarcı değil. Hatta hiç değil. Burada daha çok Türk devletinin anti-Kürt ve yayılmacı ‘’hassasiyetlerine’’ göz yumuyor. Bir anlamda Türkleri ürkütmemek, Türk devletinin ‘’eksen kaymasına’’ neden olmamak adına burada ‘’gönülsüz’’ bir tutum alıyor. Veya başka bir açıdan bakılırsa Türk sopasıyla Kürtleri ve Suriye Demokratik Güçleri’ni kendi politikalarına ‘’ikna’’ etmeye, hatta mecbur kılmaya çalışıyor. 

Ama buna rağmen ABD, Türk devletinin El-Bab operasyonuna hava desteği sunmadıklarını ve bu operasyonun koalisyon güçlerinden bağımsız olarak Türkiye’nin tasarrufunda olduğunu açıkladı. En azından ABD elini serbest bıraktı. Türkiye’nin yapacaklarından ve başına gelecek felaketlerden şimdilik ‘’sorumluluk’’ taşımadığını açıklamış oldu. 

ABD’nin bu ‘’ne şiş yansın, ne kebap’’ tutumu Kürtleri ve Suriyeli Demokratik Güçleri tatmin etmişe benzemiyor. Çünkü onalar müttefikleri ABD ve koalisyon güçlerinden Türk işgaline karşı daha kararlı bir tutum almalarını istiyorlar.  Yani en azından Rakka’yı özgürleşme operasyonu başlamışken arkadan hançerlenmek istenmiyorlar. Bu konuda ABD’den daha tutarlı bir duruş bekliyorlar. Buda onların hakkı. 

TÜRKİYE ARTIK SURİYE BATAKLIĞINA SAPLANDI

Ama buna rağmen sahada durumu en kritik olan ve batağa saplanan güç Türkiye görünüyor.  Rusya’nın izni ve ABD’nin kısmı onayı, Şam rejiminin ‘’oluru’’ ile ‘’Fırat Kalkanı’’ adlı işgal harekatı bataklığa saplanmış durumda. Alan işgali sağlanmış olsa dahi siyasi-askeri açıdan stratejik hedefine ulaşmış değil. Bunun için El-Bab bölgesini tümden ele geçirmesi, QSD güçlerini daraltması, Minbiç’i işgal etmesi ve Rakka’da söz ve karar sahibi olması gerekiyor. Gel gör ki süreç bunun tam tersi bir istikamette doğru eviriliyor.

Bu nedenle

BİR: Türk ordusu El-Bab’ın kenarına dayanmış olsa da içeri girmesine müsaade edilmiyor, edilmeyecek. Çok yakın bir gelecekte –birkaç gün içinde-Suriye bu alanı ele geçirmek için yüklenecek. Bölgeden sıcağı sıcağına izlenimlerini yazan gazeteci arkadaşlarımızdan Amed Dicle’nin de dikkat çektiği gibi Bab’ın Suriye güçlerinin kontrolüne girmesi daha yüksek bir ihtimal olarak görünüyor.
 

İKİ: Türkiye’nin tutumuna bağlı olarak-yani El-Bab’tan uzak durma ve Moskova-Şam ikilisine verdiği sözleri yerine getirme- Suriye hava sahası onun için bir açılacak bir kapanacak. Türkiye sahaya sürdüğü çete gruplarına ve askerlerine her istediği zaman hava koruması sağlayamayacak. Minbiç ‘e her istediği zaman hava saldırısı yapamayacak. Bu ise Türkiye açısından ağır yenilgiler alması ile sonuçlanacak en büyük felaket olacak. ABD’nin tavrı ise daha çok Rakka operasyonu ve yeni başkan Donald Trump’un iş başı yapmasıyla birlikte şekillenecek. 
 

ÜÇ: QSD ve diğer yerel güçler büyük olasılıkla Afrin-Menbiç arasındaki El-Bab’ın üstündeki bölgeyi DAİŞ ve Türk işgalinden temizleyerek kantonların birleşmesini sağlayacak.  Bunun için illaki El-Bab merkezine girmeleri ve şehri almaları gerekmiyor. Bu konuda Suriye devleti ve Rusya ile ‘’de facto’’ olarak bir uzlaşmanın olabilme ihtimali ağırlık kazanıyor. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.