Öne Çıkanlar Donald Trump BAKAN VE İSTANBUL BELEDİYESİNE UYARI ÖZGÜRLEŞTİRME HAMLESİNDE YPJ AKTİF BİR ROL OYNUYOR Zübeyir Putin

Bu haber kez okundu.

‘Ya amca sen benim babamsın..!’ / Şilan Rojinda

ROJHABER - Yazmaya kalkışsan defterlere sığmaz. Hele bir de bilmeyen birisine anlatmaya kalksan, ‘hadi be bunlar da olur mu?’ cevabını verir ama biz şaşırtıcı ve ezber bozucu çok gerçekliklere tanıklık ettik bu diyarlarda.

Şimdi anlatacağım olay da böylesine ilginç ve inanmakta zorlanacağınız hikâyelerimizden biridir. Şilan ya da diğer adıyla ŞAHİZA 1992 yılında serhildan kenti Mardin’den yola çıkar ve gönül verdiği Kürt sevdasının yeni kervanına katılır. Mardin’dan sevdasının yankılandığı dağlara tırmanır. 1992’li yıllar ki
 Mardin’in korku bilmez yurtsever özünün dağları ve ovaları cezp ettiği muhteşem yıllardı.

Şilan tam da bu yıllarda gerilla saflarında yerini alır. Aradan geçen yıllar içerisinde de  birçok mücadele alanında görev alır. Savaşır, yaralanır; dağda, ovada ve şehirde önüne çıkan her işi yapar. Durmak, yılmak nedir bilmez. Derken aradan koca on dokuz yıl geçer. Bu yıllar içerisinde ne ailesinden bir haber alır ne de bir haber gönderebilme koşulu bulur.

Bu çağda nasıl olur böyle bir şey deyip hemen yadırgamaya kalkışmayın.  Çünkü Kürdistan gerillasının yaşadığı gerçek bildiğiniz gibi değil. İletişim çağında yaşıyor olmak gerillanın da adı geçen tüm teknik araçlardan yararlandığı anlamını gelmezki. Çoğu zaman dağ yaşamının yarattığı güçlükler ortamında bunun imkânını bulamazsın. Yanı sıra gerillacılık büyüsü çoğu zaman en sevdiklerimizi bile unutturur bize.

Her birimizin geçmişte sayısı belli sevdiklerimiz varken devrim saflarında bu sayı milyonları bulur; milyonlarla katlanır. İnsan devrim içindeki milyonları düşünürken aileyi çok fazla aklına getirmez buralarda. Bu kuşkusuz ailelerimizi sevmediğimiz, aramadığımız anlamına gelmez. Bir insan en çok sevdikleri uğrunda ölebilir, fedakarlık yapabilir. Biz ne yaşadıysak hangi yokluklar, zorluklar yaşamışsak bunun bir tek gerekçesi var; o da sevdiklerimize karşı beslediğimiz büyük sevgidir.

Biz on yıl, yirmi, otuz yıl sevgili annelerimize ve  en yakınlarımıza sarılamamışsak bunun nedeni onlara bir gün özgürce sarılabilmektir.  Bu umudun güzelliğiyle bir insanın katlanabileceği en büyük acılara katlanabildik ve taşıyabileceği en büyük yükü omuzlamayı başarabildik.

Dilerim kimseler çok ucuz sözlerle bizi yargılamaya kalkışmaz. Çünkü bizi tanıyanlar bilir; biz zalim, duygusuz insanlar değiliz. Bir gerillanın yüreğinin derinliklerindeki sevgi tüm insanlığı kucaklayabilecek büyüklükte bir deryadır…  Neyse, ‘anlamak adalettir’ özdeyişinin gücüne sığınarak Şilan’ın öyküsüne  devam etmek istiyorum.

Aradan geçen uzun yıllardan sonra Şilan’ımız günlerden bir gün kaldığı çalışma alanında bir hemşerisiyle karşılaşır. Bu karşılaşmanın neticesinde ailesi onun yaşadığı bilgisini edinir. Şilan tam da bu süreçte bir çalışmaya katılmak üzere gerilla alanlarına gider. Onun yerinde olmadığı günlerde Şilan’ın hayatta olduğu bilgisini alan yaşlı babası da Maxmur’a; o hiç tanımadığı  ve bilmediği Güney Kürdistan topraklarına adım atar. Son umut dediği yola girer. Duyduğu şeyin gerçek olup olmadığını yerinde görmek ister. Arayan bulurmuş derler ya, o da sora sora Maxmur ilçesine bulur ve kampa varır.  

Kızına dair büyük umutlarla çıktığı bu yolda hayatının belki de en büyük heyecanlarını yaşamıştı bu yaşlı adam. Yol boyunca kızınını; ŞAHİZA’sını düşünmüştü. Aradan geçen yıllar içerisinde kızında ne türden değişiklikler olmuştu? Sahiden söylendiği gibi hayatta mıydı? Yaralı mıydı? Çok zorlanmış mıydı? Ayrıca sevdiklerini çok özlemiş miydi?

Kafasında binlerce soruyla yol almış, sorup soruşturmuştu. Kocaman yüreği zamanın alevlendirdiği özlemle yanan babanın bir tel dileği vardı; Duyduğu haberin gerçek olmasını diliyor, bunun için yaradan binlerce kez dua ediyordu. Kızını gördüğü ilk anda ne yapacaktı? Kendine nasıl hakim olacaktı? Kalbi hayalini kurduğu muhteşem ana dayanacak mıydı?Sorular sürekli çoğalıyor, yaşlı babanın yorgun yüreğini daha da yormayı sürdürüyordu.
 
Biliyor musunuz? Uzun yıllar bizi görme imkanı bulamayan ailelerimizin bizi gördüklerinde ilk refleksleri ne oluyor? Bunu biliyor musunuz?

Önce her yanımıza bakarlar; ellerimize, ayaklarımıza, gözlerimize….. İlkin yaralı olup olmadığımızı anlamak isterler... Sonrasında ise malum; hasretle geçen uzun yılları unuturcasına, ya ‘oğlum’ ya da  ‘kızım çok zayıflamışsın’ deyip hayıflanmaktan kendilerini alamazlar. Onlardan hangi yaşta ve nasıl ayrılmışsak bizi o yaşta ve o halimizle görmek isterler.

Unuturlar geçen uzun ve yorucu yılların bedenimizde yarattığı kalıcı izleri. Ellerimizi avuçlarına alıp, ‘ah yavrum ne çok zayıflamışsın’ deyip, inceden akıtırlar gözyaşlarını. O an bilmezler ki zamanın kimseye asla taviz vermeden işlediğini. Bilmezler, bilmek istemezler...

İşte Şilan’ın yaşlı babası da bu duygu ve düşünce yoğunluğu içinde sürdürdüğü yolculuğunu tamamlar. Nihayet varmak istediği yere varmıştır artık.
Yaşlı baba Maxmur’da ilgiyle karşılanır ancak, sorduğu isimde bir arkadaşı bulamaz. O yıllar önce gerilla saflarına katılmış kızının adının Viyan olduğunu söyler. Her tarafa bakılır ama maalesef aradığı kişiye ulaşılmaz. Yaşlı babanın yaşadığı üzüntüye tanıklık eden herkes bu duruma çok üzülür. Bazıları kandil alanında bir Viyan arkadaşın olduğu bilgisini verirler. Sırf bu yüzden yaşlı babaya, ‘dağa git belki oralarda rastlarsın kızına’ önerisinde bulunurlar. Baba bu öneriden hoşnut kalır. Bunca yol geldim belki oralardadır kızım der ve dağa da gider. Orada gördüğü her gerillaya derdini anlatır. Aldığı yanıt hiç değişmez.  Kimse Viyan’ı tanımıyordu...  

Yaşlı bana dağda kaldığı süreç içinde yakın gerilla mekânlarını da gezer, ama aradığını oralarda da bulamaz. Adı geçen Viyan’ı görür, onu sımsıkı bağrına basar fakat aradığı sevgili kızı o değildi.

Dağa geldi ve kızının kaldığı mekanları gördü. Ayrıca onlarca gerillayla kucaklaştı. Onların yemeğini yedi, suyunu içti. Onlar gibi yıldızlı gecelerde dağların zirvelerinde yere serdiği ince battaniyeye uzanıp gökyüzünde ışıldayan yıldızların güzelliğini seyretti.

Şilan’ını görmemek ona acı verse de onun birlikte kaldığı arkadaşlarını görmüştü. Bu onun özlemle yanan yüreğini bir nebze de olsa teselli etmişti etmesine lakin kendi sevgili kızını görmeden gidiyor olmanın acısı bir başkaydı.

Gerçi bıraksalardı o buralardan hiç ayrılmayacaktı. Gerilla mekanlarına ziyarete gelen çoğu yaşlı anne ve babamız, ‘bizi burada bırakın size yemek yaparız’ derler. Ona da müsaade edilse ömrünün sonuna kadar gitmezdi. Kızının sağ mı , ölü mü olduğunu öğrenmeden gitmek istemiyordu ama başka  çaresi yoktu.

Veda zamanı gelip dayanmıştı. Şehre gidecek olan arabada kendisi gibi benzer amaçlarla gelen Batman ve Cizreli iki yurtsever daha vardı. Onlar sanki muratlarına ermiştiler. Belli ki çocuklarını görüp hasret gidermişlerdi. Diğer yurtseverlerle aynı koltukta oturmuş gelecek olan diğer yolcuları beklerken camdan dışarıyı seyre dalmıştı. Uzaklara gitmişti o an. İçin de o an hüzün ve sevinç aynı ağırlıktaydı. Kızını göremeden gitmenin hüznü kadar gerillanın Kürdistan dağlarında bunca örgütlü olmasının yarattığı büyük sevinçle kalbi çarpıyordu... 

Yaşlı baba bir taraftan arabanın hızla hareket etmesini isterken bir taraftan da hiç gitmek istemiyordu. Yıllardır içinde büyüttüğü umudun yok olduğunu görmek istemiyordu.  Çünkü seneler boyunca bir gün mutlaka ŞAHİZA’sını göreceği umuduyla yaşamıştı. Bu umutla yaşama sarılmıştı. Kızın şehit düşmüş sözüne henüz kendisini hazırlamamıştı.  Onu görmeden gidiyor olmanın verdiği acı suskunlaştırmıştı yaşlı babayı. Ağlamak istiyordu, ama sırf geride bıraktığı gerillalara ayıp olmasın diye gözyaşlarını bastırıyordu.

O an; babanın yaşadığı tarifi zor duyguların tam da orta yerinde bir grup sivil kıyafetli gerilla birimi arabaya biner. Belli ki bir yerlerden geliyorlardı zira, bir heyecan, bir telaş vardı hepsinde. Biraz da yorgundular. Arabada oturan yurtseverler dikkatlerini çeker.

Arabaya binenlerin içinde Şilan da vardı. Dağa katılmak üzere geldiği çalışma bitmişti, geri çalışma alanına gidiyordu. Arabaya binenler alandan ayrılmakta olan yurtseverlerin nerden geldiklerini sorarlar. Batman ve Cizreli olan yurtseverler konuşkandılar. Ama camın önünde oturan diğer yaşlı yurtseverin suskunluğu Şilan’ın dikkatini çeker. Amca sen nerden geldin,  niye geldin diye sorar.

Yaşlı amcadan, ‘kızım ben Mardinli’yim’ yanıtını alan Şilan’ın merakı daha bir artar. Normalde çok meraklı biri değildi Şilan. Malum kendisi de Mardinli’ydi ve doğal olarak merakını dizginleyemez.  Yaşlı amcaya kim olduğunu sorar. Yaşlı yurtsever adını söyler.  Bir de Mardin’den kızını aramak için geldiğini fakat görüşemediğinden söz eder.  

Ancak Şilan aldığı yanıt karşısında şoke olmuştur. Şoke olmakta haksız da sayılmazdı. ‘Ya amca sen benim babamsın’ der...
 ‘Sen benim babamsın!!!’

Bu kez şaşıran ve hatta şoka giren yaşlı babadır. Pür dikkat Şilan’a odaklanır.  O ana dek Şilana dikkatli bakmamıştı. ‘Sen babamsın...’ sözünü işitince daha bir dikkatli bakar ŞAHİZA’sına...

 Evet, evet bu Şahiza’sıydı. Burnunun sağ tarafındaki et beninden çıkarmıştı kızı olduğunu. ‘ Kurban olduğum canım kızım’ deyip hüngür hüngür ağlamaya başlar. O ana kadar bastırdığını gözyaşlarını içinde daha fazla tutamaz...

Tabii,o an bir tek baba değil, arabadaki herkes ağlamaya başlar. Hüngür hüngür ağlayan babanın orada kalbinin durmasından korkan Şilan içinden babası için dualar okur. Malum bizim topraklarımızda babalar kızlarını sevdiklerinde de ‘kızım’ demekten ziyade ‘oğlum’ derler ya; işte o duygu dolu anlarda da baba belki onlarca defa ‘kurban olduğum kızım oğlum’ der Şilan’a...

Maalesef o an, oracıkta Şilan merakına yenilip soru sormamış olsaydı baba kız aynı arabada birbirlerinden habersiz bir şekilde saatler boyunca yolculuk yapacaklardı.  Çünkü ne baba kızını tanımıştı ne de kız babasını çıkartabilmişti.  ‘Ya amca sen benim babamsın’ sözünü duyduğunda dahi baba duyduğuna inanamamış, Şilan’ın burnundaki belirgin bene bakmıştı. Ancak onu gördüğünde  bu benim kızım diyebilmişti....

Şilan Rojinda 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.