Öne Çıkanlar YPG Donald Trump Putin Barack Obama musul

Bu haber kez okundu.

Tahir Elçi, em te ji bir nakin


ROJHABERFrançois Ozon ‘Frantz’ filmi, 1. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında bir Alman kasabasında başlıyor. Savaş kaybedilmiş, gencecik oğullar cephede yitirilmiş, milliyetçilik şahlanmıştır. Bir Fransız askerinin öldürdüğü oğlunun yasını tutan Alman baba, kasabalılar tüm suçu Fransızlara yüklerken araya girip şöyle der:

“Oğullarımızı öldüren onlar değil, cepheye yollayan bizleriz. Fransızlar çocuklarını kaybedince biz kutlama yapıyoruz. Aynı şekilde, biz çocuklarımızı kaybedince Fransızlar kutluyor. Oğullarımız öldükçe kadeh kaldırıyoruz.”

Savaşın kara girdabı, nefretin anlamsızlığı daha güzel nasıl anlatılabilir?

28 Kasım 2015’te öldürülen Tahir Elçi, hep bunu anlatmaya çalıştı.

O günden bugüne, bin yıla sığacak şiddette, dehşette, yoğunlukta şeyler yaşamadık mı? Şehirler yıkıldı, darbe girişimi denen faciayı yaşadık, siviller dahil binlerce insan bir yılda canından oldu.

O gün Tahir Elçi’yi Dört Ayaklı Minare’nin önünde, basın açıklaması yaptıktan hemen sonra, kameraların önünde vurdular.

Gösterilmek istenen; değerli, tanınmış bir insan hakları savunucusunu, bir Kürt avukatın canını gündüz gözüyle, kendi şehrinin kalbinde vurabilecekleri ve sorumlularının ‘sırra kadem basacacağı’ydı.

Cinayete dair adli deliller yok edildi, soruşturma tavsatıldı, hukuki gereklerin hiçbirini yerine getirilmedi.

Suruç, 10 Ekim ve peşi sıra gelen her toplu katliamda getirilen yayın yasakları, halkın bilgiye erişimini engelledi.

Ölüler, her yerden ölüler fışkırdı. Artık barışın değil, savaşın zamanıydı.

Geleceğe iyi bir miras bırakmak

Sadece Kürt halkına değil, barışçıl yöntemlerle çözümü ‘hala’savunan, çocukların ölmesini kutlamayan herkese bir ‘mesaj’dı Elçi’nin katli.

Bir dönemin sonunun geldiği artık ilan edilmişti. Ama gelin görün ki kimileri hala, ısrarla ‘Barış, özgürlük, eşitlik, demokrasi’yi savunuyordu. Hala müzakere masasına dönülebileceğini, aksi takdirde Türkiye’nin sadece evlatlarını değil, pek çok değerini, birarada yaşama kabiliyetini kaybedeceğini söylüyorlardı.

Rejimin demokrasiden uzaklaştığını, bundan kimseye hayır gelemeyeceğini, evrensel hukuk normlarına sıkı sıkıya tutunmak gerektiğini hatırlatıyor, ifade özgürlüğünden ödün vermemekte diretiyorlardı.

Tahir Elçi onlardan biriydi. En yüreklilerinden…

Sadece Kürt halkı değil, bu ülkenin her vatandaşı, Elçi gibi kendini barışa adamış bir insan hakları savunucusunu kaybettiği için bugün biraz daha eksik.

Sur’da olduğu gibi tarihi ve kültürel değerlerin ‘savaş cephesi’haline getirilmesine karşı sesini yükselten, vatandaşa karşı işlenen insanlık suçlarını ortaya çıkarmayı ve bunlarla hesaplaşmayı görev edinen Elçi, her zaman saygıyla, sevgiyle anılacak.

Geleceğe iyi bir miras bırakmakla berbat bir miras bırakmanın arasındaki fark bu işte: Tahir Elçi, bu gezegendeki, bu topraklardaki zamanını alnının akıyla tamamlamış, özel bir insan.

Onun izinden gidecek, barışçıl mücadelesinden ilham alacak nice insan var, devamı da gelecek. Ne mutlu ona!

Elçi bugün yaşasa yine umudunu yitirmezdi

Mutsuz olanlar, geride kalanlar belki de…

Sadece kayıplar ve acılardan kaynaklanmıyor bu mutsuzluk. Bugün 6 milyonun oy verdiği bir partinin temsilcilerinin görev yapması engelleniyor, hapse atılıyor, tecritte tutuluyorsa bu hepimizin kaybı, hepimizin eksiği.

Türkiye siyasetinin en önemli isimlerinden, 74 yaşındaki Ahmet Türk’ün Mardin’den alınıp Silivri’ye yollanması kime, ne kazandırır? Ne kaybettirir?

Kayyuma devredilen belediyelerin başkanlarını hapse tıkmak, onlara oy veren halkı da sembolik olarak tutuklamak anlamına gelmiyor mu?

Dünyanın neresinde böyle birşey kabul görebilir?

HDP’nin eşbaşkanları dahil, 10 milletvekilinin iddianame hazırlanmadan hapiste olması, demokrasi adına büyük bir utanç ve kayıp…

İsteyenin, herhangi bir siyasetçinin, gazetecinin ya da akademisyenin ağzından çıkan bir sözü alıp ‘terör’le ilişkilendirebileceği bir ortamda kim, nasıl siyaset yapabilir? Özgürce fikrini savunabilir?

HDP’li vekillerin sayıca azalması, kimi zaman birkaç oyla kaderi değişebilen Meclis çalışmalarını etkileyecek. Anayasal değişikliğin oylanmasından tutun, cinsel istismar suçlarında ‘rıza’ yaşını 12’ye indiren yeni yasaların çıkarılmasına, muhalefet, daha da güçsüz hale getirilecek.

Kuşkusuz bu tablo, sadece Kürt siyasetçilere oy verenler açısından değil, her vatandaş için korkutucu ve tehlikeli. Tabii ideal yönetilme biçimini 80’lerin sıkıyönetimi ve 90’ların şiddetinde görmüyorsanız!

Herşeye rağmen biliyoruz ki en karanlık gecenin ardından güneş hep doğar.

Adalete belki bu dünyada kavuşmak her zamankinden zor, ama imkansız değil.

Tahir Elçi hep umutluydu. Bugünü görebilseydi de umudunu yitirmeyeceğini, huzur içinde, birarada yaşamak için çan’la başla çaba harcayacağını bilmek bana güç veriyor. Herkese vermeli.

Seni unutmayacağız…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.