Öne Çıkanlar Donald Trump Putin BAKAN VE İSTANBUL BELEDİYESİNE UYARI Zübeyir DAİŞ ZULMÜNDEKİ KADINLARI ÖZGÜRLEŞTİRECEĞİZ

Bu haber kez okundu.

Erdoğan’ın sonu da Batista gibi kaçmak

ABD öncülüğündeki küresel kapitalizmin baş düşmanıydı. Hiç birşey yapmasa da varlığı onlar açısından tarihin en büyük tehdidi sayılıyordu. Özellikle liberaller O'nu ve devrimini düşman ilan eğmişlerdi. Onlar açısından bir diktatördü. Batı Avrupa'dan, Latin Amerika'nın "demokrasi" oyunu sahnelenen birçok ülkesinde adı "diktatöre" çıkmıştı. Oysa liderlerin koruma ordusu olmadan sokakta adım atamadığı “demokrasilerin” aksine ülkesinin sokaklarında en rahat dolaşan liderdi. Oliver Stone’un üç gün boyunca Castro ile birlikte yaşayarak çektiği 2003 yapımı “Comandante” belgeseli bu bakımdan seyretmeğe değer. Dünyanın en çok suikasta uğrayan lideri için söylenecek son söz şu olabilir. Bir ABD yolculuğu sırasında uçakta sohbet ettiği gazetecilerin “suikast tehlikesine karşı çelik yelek giydiğiniz doğru mu” sorusuna gömleğin düğmelerini parçalayarak göğsünü açıp, “biz sadece ahlak yeleği giyeriz” diyen liderdi Fidel Castro. Akçeli işlerle adı hiç anılmadı. Hiç bir dönem hırsızlıkla suçlanmadı.

16 Ekim 1953’te yargılandığı mahkemede yaptığı konuşmada, “Savunmamın sonuna geldim ama avukatların yaptığı gibi sanığın affını istemeyeceğim. 

Yoldaşlarım Pines Adası hapishanesinde ıstırap çekerken kendim için hürriyet isteyemem. Beni oraya, onların yanına, kaderlerini paylaşmak üzere gönderin. Başkanı suçlu ve hırsız olan bir ülkede dürüst insanların ölmüş ya da hapiste olması anlaşılır bir durumdur.” diyordu. 

Tıpkı Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bugün tutsak edilen diğer Kürt siyasetçileri gibi. Hırsızın devletin başı olduğu “bir ülkede dürüst insanların ölmüş ya da hapiste olması anlaşılır bir durumdur.”

Hazır Castro’dan açmışken bahsi oradan devam edelim. Küba devrimi başladığında Fulgencio Batista iktidardaydı. Acımasız bir katil ve hırsızdı. Küba’nın her yerinden hapishane ve işkence merkezlerinden yükselen çığlıklar duyuluyordu. ABD’nin tam desteğini alan Batista Castro önderliğindeki devrime dayanamadı. Batı’nın desteğini kaybeden Batista 1 Ocak 1959 gecesi kendi davet ettiği konukları yılbaşı balosunda eğlenirken o ve ailesi Küba’dan kaçtı. Gerçek bir diktatörün olabileceği kadar korkaktı. Kalsaydı cinayet ve hırsızlıktan yargılanacağını biliyordu tek çare olarak kaçmayı buldu. 

Gidişata bakılırsa Tayyip Erdoğan’ın da akıbetinin Batista ailesi gibi olacağını söylemek için hiç de erken değil. Erdoğan’ın bizzat başında olduğu 17-25 Aralık operasyonları ile ayyuka çıkan hırsızlık şebekesinin kamu kaynakları kadar uluslararası sermayeden de çaldıkları ortada. ABD’de sürmekte olan Reza Zarrap davası aslında tam da bunu işaret ediyor. Erdoğan şebekesinin hırsızlığa paralel olarak DAİŞ başta olmak üzere birden fazla İslami örgütü destekledikleri de birden çok ülkede belgeleri ile mahkeme dosyalarına girmiş durumda. Eski Urfa Terörle Mücadele Şube Müdürü Ahmet Sait Yayla’nın ABD’de bu konuda çok ciddi iddiaları gündeme getirdiğini daha önce bu köşede yazmıştık. Yayla DAİŞ’in Türkiye emiri Ebu Hanzala’nın bizzat Erdoğan’ın korumasında olduğunu söylüyor. Yine Erdoğan ailesinin KDP ile ortaklaşa DAİŞ petrolünü satarak büyük kazanç elde ettiklerini anlatıyor.

Geçtiğimiz günlerde Almanya’da Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi bu konuda çok ciddi bir karara imza attı. Dünyadan Çeviri web sitesinde “Hakim, PKK davasında Türkiye’yi eleştirdi” başlığı ile yer verilen bir Kürt siyasetçinin yargılanmasına ilişkin çeviri haber şöyle, “Mahkeme, Türkiye’nin 2011’den 2014’e kadar İslam Devleti’ni ve El Kaide’yi desteklediği isnadını doğru olarak kabul etti. Terör örgütlerinin üyeleri Türk hastanelerinde ücretsiz tedavi edilmiş ve ayrıca Ankara hükumeti [İD ve Kaide] savaşçılarının kaçak yollardan savaş bölgesine geçmelerine izin vermişti. Türkiye’de insan hakları ihlallerinin olduğu, Kürt köylerinin yıkıldığı ve hapishanelerde sistematik işkence uygulandığı, ayrıca adli süreç dışında gerçekleşen infazlar olduğu belirtildi.” 

Yine aynı günlerde Avusturya parlamentosu başta Diyarbakır Sur olmak üzere sivillerin öldürülmesinde kullanıldığı için Türk Devleti’ne silah ambargosu uygulanması kararı aldı.

Tıpkı Batista gibi Türk Devleti’nin kadim müttefiki Batı’nın desteğini neredeyse tamamen yitiren Erdoğan’ın Şanghay Beşlisi’ne yanaşma çabalarına bir de bu gözle, yani kaçacak delik arama çabası olarak bakın. Bu konuda kendisine danışman olarak tuttuğu Rus Aleksandr Dugin Ergenekon davalarında yargılanan TSK personelinin akıl hocasıydı. Yol göstericisiydi. Kendisi profesör olmasına karşın daha çok babasının KGB ajanı olması refere edilen Dugin’in Türkiye’deki asıl partneri Vatan Partisi. Dugin geçen hafta hem Erdoğan hem de Binali Yıldırım’la görüştü. Erdoğan’ın Vatan Partisi ve çevresinden medet ummaya başlaması çaresizliğini-sıkışmışlığını göstermesi bakımından çok ciddi bir veri. 

Erdoğan en ufak bir tökezlemesi durumunda hem içerde hem de dışarıda mahkeme karşısına çıkacağını çok iyi biliyor. Yarın başkan olsa da bu durumun değişmeyeceği açık. Bir devrimle ya da rejim değişikliği ile değil sıradan bir iktidar değişikliği durumunda da emekli olduğunda da akıbetinin bu olduğunun farkında. 

Yine de biz Erdoğan’ın sığınması durumunda Şanghay Beşlisi içerisinden hiç bir ülkenin Batı’nın hırsızlıkla, DAİŞ ve diğer radikal İslami örgütleri desteklemekle, sivilleri katlederek ve işkence uygulayarak insanlık suçu işlemekle itham ettiği birine kapılarını açmaz. Erdoğan’ın kaçabileceği tek yer Sudan’dır. Sudan diktatörü Ömer El Beşir’in de Erdoğan gibi insanlık suçu işlediği mahkeme kararlarıyla sabit. Bu nedenle hemen hiç bir ülkeye girişine izin verilmeyen El Beşir’in dünyada gidebildiği çok az ülkeden biri de Erdoğan iktidarındaki Türkiye. Erdoğan’ın da yarın gidebileceği fazlaca bir seçeneği olmadığı ortada.

Yeni Özgür Politika

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.