Öne Çıkanlar Donald Trump Cem Özdemir ÖZERKLİK VE ULUSLAR ARASI KORUNMA İSTENİYOR Ağrı Belediyesi Eş Başkanları Sırrı Sakık ESAD

Bu haber kez okundu.

'Türkiye'deki iktidar Avrasyacı olamaz, en fazla Körfezci olur'
ROJHABER - Türkiye ile Avrupa Birliği arasında süren gerilim, Avrupa Parlementosu'nun 'Türkiye ile müzakerelerin dondurulmasına' tavsiye etmesiyle ete kemiğe büründü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AB'yi "Daha ileri giderseniz sınır kapıları da açılır, bunu bilesiniz" tehdidi savururken, Avrupa başkentlerinden daha teskin edici mesajlar geldi.

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin akıbeti ve Avrupa’ya sırtını dönüp Avrasya yahut ŞİÖ gibi imkanları nasıl değerlendirebileceğini Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

'REİS DİK DUR, EĞİLME SÖYLEMLERİ SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL'

Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin çok sağlıklı bir eksende yürümediğini belirten Doster, bunun iki taraftan da kaynaklanan boyutlarına dikkat çekti.

Resleşmenin her iki taraf açısından da ekonomik, siyasi ve güvenlik politikaları açısından maliyetinin yüksek olduğuna vurgu yapan Doster, "Bu bağlamda karşılıklı hava atmaların, 'Reis dik dur, eğilme!' çıkışlarının çok da sürdürülebilir olduğunu düşünmeyenlerdenim" dedi.

'GÜMRÜK BİRLİĞİ BİR DELİ GÖMLEĞİ OLARAK ADETA SÖMÜRGE ANLAŞMASI’

AB'nin Türkiye'nin en büyük dış ticaret ortağı olduğuna dikkat çeken Doster, 1995'te imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması'nın en fazla kazanan tarafının AB olduğunu anımsatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bu öyle bir deli gömleği, öyle bir sömürge anlaşması ki, AB kararları alıyor ve Türkiye o kararların alındığı sırada, o kararlar olgunlaştırılırken masada olmadığı halde o kararlara uymak zorunda kalıyor. Bu anlamda Türkiye, AB üyesi olmayan ve hala gümrük birliğine üye olan ilk ve tek örnek. Bu da bizim dış ticaret açığımızda büyük bir gedik açıyor. Bunu tartışmadan, daha eşitlikçi, daha hakkaniyetli, daha mütekabiliyet esaslı bir ilişki kurmadan, ağırlıklı olarak iç kamuoyuna yönelik mesajlarla bu süreci yürütmek çok sağlıklı değil. Gerek Türkiye'yi yöneten siyasi akıl, siyasal heyet, gerekse AP, kendi iç kamuoylarına oynuyorlar."

‘TÜRKİYE GİBİ BİR GÜCÜ DIŞLAMAK AKILLICA OLMAZ’

Parlementodan çıkan '479 oyun' bir siyasi çoğunluğun yanında bir siyasi iradeyi de temsil ettiğine vurgu yapan Doster, "ABD menşeili büyük kredi derecelendirme kuruluşlarından sonra, onların Türk ekonomisine verdiği 'durağan' veya 'negatif' şeklindeki puanlardan sonra, bu karar da bizim politik olarak görünürlüğümüzü kıran karnemizdeki notu biraz aşağı çeken bir karar. Bundan daha ileri birşey beklenmez” vurgusu yaparak, “Çünkü politik olarak Türkiye'yi tamamen dışlamak bu kadar büyük bir gücü tamamen yok saymak, bu kadar önemli hacimli genç tüketici bir pazarı itmek hiç akıllıca olmaz” diye konuştu. Türkiye’deki siyasi iktidarın başkanlık ve yeni tartışmalarla yeni ittifaklar arayışına karşılık ülkenin coğrafi konumunın, mevcut siyasal iktidarı besleyen ve ondan beslenen sınıflarınla iş çevrelerinin yöneliminin sıcak kaynak arayışlarına dikkat çeken Doster, “Bütün bunlar Türkiye'nin de ileri, daha radikal, daha köktenci adımlar atmasını engeller. Bir süre sonra bu tartışmanın harareti azalır ve 'Biz kapıları açarız, sığınmacıları yollarız' tarzında diklenmelerin efelenmelerin hayatta bir karşılığı olmaz. Her iki tarafta da aklıselim bir süre sonra galip gelir onun galip gelmesindeki en önemli unsur da iktisadi karşılıklı bağımlılık olur" ifadelerini kullandı.

'ANTİ-EMPERYALİST OLMAK EN AZ BU SİYASİ HEYETE DÜŞER'

Öte yandan Prof. Doster, siyasi iktidar kanadından "anti-emperyalist" çıkışların, AK Parti'nin kendi tarihiyle çeliştiğini ve geçerliliği bulunmadığını da anımsattı. Doster, "Uzun süre kendisini Büyük Ortadoğu Projesi olarak niteleyen bir iktidar şimdi kalkmış anti emperyalist laflar ediyor. Bu ülkenin gerçekten namuslu iyi, çile çekmiş, bedel ödemiş, solcuları devrimcileri, sosyalistleri, marksistleri, kemalistleri, varken anti emperyalist lafını kullanmak herhalde en son mevcut siyasal heyete düşer" dedi. İktidarın bugüne değin Batı'dan gelen hiçbir teklife 'hayır' demediğini anlatırken, şu örnekleri de verdi: "Suriye'de, ki bu konuda önemli bir turnusol kağıdıdır. Hem tamamen Batı'nın yanında onun bölgedeki Suudi Arabistan ve Katar gibi müttefikleriyle birlikte saf tutacaksın, sonra iç politikaya oynamak amacıyla anti emperyalist 'millici, yerlici' bir retorik tutturacaksın. Bir kere bunun hiçbir inandırıcılığı hiçbir tutarlılığı yok."

'SIĞINMACILAR ŞANTAJ MALZEMESİ’

Erdoğan'ın AP’ye karşı 'Sınırları açar, sığınmacıları göndeririz' çıkışındaki tutarsızlıklara da dikkatçi eken Prof. Doster, şu değerlendirmede bulundu: "Yakın zamana kadar 10 milyar dolar harcadığımızı söyledikleri Suriyeli sığınmacılar konusunda da hep şunu dillendirmedi mi bu mevcut siyasal heyet: 'Bu insani, vicdani, ahlaki bir yükümlülüktür. Asla bir santaj, pazarlık konusu politika veya diplomasi konusu olmamalıdır. Şimdi kalkıp bu lafları ettikten ardından AB ile restleştikten sonra, 'Ben de kapıları açarım, sığınmacıları sana yollarım' gibi onları bir şantaj aracı olarak kullanmak, bir blöf malzemesi olarak kullanmak da hem insani, vicdani, ahlaki değil. Ama zaten biz bunlardan böyle bir tutarlılık beklemeyen insanlarız"

'AB İLE ŞİÖ KIYASLANAMAZ'

Prof. Doster’e göre, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden çıkıp Şangay İşbirliği Örgütü'ne katılması tartışmaların ise reel politikte karşılığı yok. Doğan Avcıoğlu'nun 'Pabuççu Muştası' kitabından hareketle aydınların tutumuna atıf yapan Doster, "'Ne zaman ki memlekette demokrasiyi özgürlükleri hukuk devletini sivil toplumu inşa etmeye iç dinamikler yetmez, o zaman biz muhakkak bir Batı'nın baskısını, desteğini, basınıcını, dış tazyikini ararız" derken, şimdi de bununla AB ve ŞİÖ arasında geçiş tartışmaları yapıldığını söyledi. Doster, şu değerlendirmelerde bulundu: 

"AB ile ŞİÖ’nün bir kere kuruldukları dönem farklı, bağlam farklı, zaman farklı, zemin farklı, kuvvet dengesi farklı, ezcümle dünya farklı. Biri 2. cihan harbi sonrasının ürünüdür. ABD'nin çok ciddi telkinleri olmuştur 'Avrupalılar bir araya gelsinler, bir daha birbirlerining gözlerini oymasınlar, ortak bir değerleri olsun, insan hakları demokrasi özgürlük çerçevesinde, bir daha ucuz emek ve pazar için didişmesinler' diye. ŞİÖ ise Soğuk Savaş sonrasının bir ürünüdür. Onun kuruluşunda Orta Asya'nın ve Rusya ile Çin'in öncülüğü söz konusudur. Onun kuruluşunda ABD'nin baskısı telkini önerisi asla yoktur. Kuruldukları dönem de arada 50-60 yıl var. ŞİÖ tamamen somut konularda, ayrılıkçılığa, aşırılıkçılığa, terörizme karşı, sınır güvenliğini pekiştirip güçlendirmeyi önceleyen somut konulardan hareket ederek kurulmuş bir örgüttür. İnsan hakları demokrasi özgürlük gibi kavramlar, değerler normlar ilkeler söz konusu değildir. Bunları alt alta yazdığımızda iki tane benzemeyen örgütten söz ediyoruz. Bu yüzden birinden çıkıp birine girmek ne kadar mantıklı ne kadar mümkün bilmiyorum. Bence pek mantıklı değil. Çünkü biri diğerinin alternatifi değil. İnsan evinden ben buzdolabını atayım yerine çamaşır makinasını koyayım lafı ne kadar mantıklıysa, AB ile ilişkimi sonlandırayım ŞİO'ya gireyim o kadar mantıklı." ‘

AKP VE DAYANDIĞI SINIF ANCAK KÖRFEZCİ OLABİLİR, AVRASYACI DEĞİL’

ŞİÖ’de ağırlığı olan Rusya ve Çin gibi ülkelerin de Türkiye'nin bir NATO üyeliği ve aidiyetinin ve 1963'den beri AB kapısında beklerken bir anda gümrük birliğinden çıkamayacağının bilincinde olduklarını da belirten Doster, "Türkiye'deki mevcut siyasal heyet, iktidar, iktidar bloku, seçkinleri, yönetici elit, acaba beslediği ve beslendiği sınıflar, iş çevreleri itibariyle ve kendi ideolojik bagajı itibariyle, kendi ittifakları itibarıyle, ne kadar Orta Asya'cı, Avrasya'cı olabilir?” diye sordu. Doster, “Eğer Körfez ve Ortadoğu derseniz ben buna imza atarım. Ama bunlardan bir Avrasyacı, bir anti-emperyalist çıkar mı derseniz, şüpheyle bakarım” dedi.

‘NATO VE GÜMRÜK BİRLİĞİ’NDEN ÇIKIŞ 25, TAHRİBATI GİDERMEK DE 25 SENE ALIR’

Doster’e göre ‘böyle bir mucize gerçekleşse ve Türkiye bugün NATO'dan çıkmaya karar verse bile çıkış için 20-25 yıla ihtiyaç var. NATO’nun Türkiye’nin zerindeki tahribatını ve etkisini geçirmek ve tedavi için bir 25 yıla daha’… Bu bağlamda Brexit kararından sonra bile en az 2-2.5 yıl alan bir hukuksal, bürokratik münazaradan söz edildiğini anımsatan Doster, “Ne bizim çıkışımız mümkün, ne de ŞİÖ'nün bizi tam üye olarak kabul etmesi. Yapacakları şey azami bir diyalog ortaklığıdır. Olmadı 2017 için enerji masasının başkanlığını bize jest olarak verirler" dedi.

Ceyda Karan
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.