Öne Çıkanlar BAKAN VE İSTANBUL BELEDİYESİNE UYARI SISI IA BASIN ÖZGÜRLÜGÜ DÜSMANLARI ÖZGÜRLEŞTİRME HAMLESİNDE YPJ AKTİF BİR ROL OYNUYOR

Bu haber kez okundu.

Adalet Divanı PKK için ne diyecek?
ROJHABERBaşta Sabah gazetesi olmak üzere Havuz Medyası’nın, “Avrupa Adalet Divanı’nda görülmekte olan bir davada ‘PKK’nin AB terör örgütleri listesinden çıkartılacağı“ içerikli haberi kamuoyunda belli bir tartışma yaratıyor. 

Avrupa Adalet Divanı’nda yürüyen bir hukuki süreç var ancak Türk devleti, basın ve diplomasi aracılığı ile bu davayı gündeme getirerek Avrupa’da karar verici makamlar üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Karar verici kurumlara ve yetkililere‚ PKK terör örgütüdür’ dedirterek yargı sürecini etkilemeye, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin lehine diplomasi ve yargı sahasında ortaya çıkabilecek olası gelişmelerin önünü almaya çalışıyor.   

Türk devleti cenahında büyük bir korku ve paniğe yol açan davanın dünü ve bugüne bir göz atalım. 

Geçmişi 2002 yılına kadar uzayan ve Avrupa Adalet Divanı’na PKK’nin listeden çıkarılması talebini içeren başvurunun bugünlerde yeniden tartışılıyor olmasının en önemli nedeni bu davanın tekrar gündeme gelme olasılığıdır. 

PKK, Almanya’da 23 yıl önce 26 Kasım 1993’te yasaklanmıştı. Dönemin Almanya Federal İçişleri Bakanı Manfred Kanther, 26 Kasım 1993’te PKK’nin bütün faaliyetlerinin yasaklandığını açıkladı. Bu tarihten itibaren Almanya’da Kürtler üzerindeki kriminalizasyon uygulamaları en üst seviyelere çıktı. 

Yüzlerce Kürdistanlı gözaltına alındı, para cezaları, hapis cezaları ve farklı yaptırımlara maruz kaldı. 

Bu yasakların en absürdü ve saçma sonuçlarından biri de 2005’te Federal İçişleri Bakanlığı tarafından gazetemiz Özgür Politika’yı ‘PKK yayın organı’ olduğu gerekçesiyle kapatmasıydı.

Kısa bir süre sonra Federal İdari Mahkeme yasağın haklı olmadığı yönünde bir karar verdi. Daha sonraki yıllarda Roj TV’nin Almanya’da yayın yapması da yasaklandı. 

Ancak Almanya’daki yasaktan farklı olarak 2 Mayıs 2002’de PKK, Avrupa Birliği terör örgütleri listesine alındı. 

Karayılan ve Kalkan’ın başvuruları değerlendiriliyor

2 Mayıs 2002’de PKK’nin dahil edildiği AB ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılması için ilk başvuruyu, Osman Öcalan yapmış fakat dava sonuçsuz kalmıştı. 

Son başvuru, 1 Mayıs 2014 yılında PKK Yürütme Kurulu üyesi Murat Karayılan ve PKK Yürütme Kurulu üyesi Duran Kalkan adına Hollanda’da bulunan PRAKKEN Doliveira Uluslararası İnsan Hakları Avukat Bürosu avukatları tarafından başvuru yapılmıştı. Başvuruyu yapan büro avukatlarından Marq Wijngaarden, Marieke van Eik ve Tamara Buruma da başvurunun ardından bir basın toplantısı düzenlemişti. 

Marq Wijngaarden “Avrupa Birliği de sürecin her iki tarafının lehine PKK’yi terör listesinden çıkarmalıdır. Özellikle ABD ve İngiltere PKK’nin terör listesinde olmasını istiyor. Bu, ABD ve İngiltere’nin Türkiye’yle olan eko”nomik ilişkilerinden dolayıdır. Hukuki bir karşı çıkış değildir” ifadesini kullanmıştı. 

Marieke van Eik de şunları söylemişti: “İngiltere, PKK yasağındaki rolünden dolayı taraf olacaktır. Hollanda ise davanın kendi ülkesinde açılmasından dolayı muhtemelen taraf olur. Başka ülkeler de mutlaka taraf olacak. Fakat bunun karşısında Kürt kurumları da kendi taraflarını net biçimde belirtmelidir. Ayrıca AB üyesi olan ya da olmayan Kürt dostu ülkeler de Kürtlerden taraf tavır koyabilmelidir.”

‘Tamil ve HAMAS davaları emsal olabilir’

Davanın Türk basını tarafından tekrar gündeme gelmesini değerlendiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatı Mahmut Şakar’ın değerlendirmesi ise şöyle: “Bu konunun bugün gündeme gelmesinin en büyük nedenlerinden birisi Türkiye’de yaşanan siyasi kriz ile ilgilidir. Bu başvuru, 2014 yılında Murat Karayılan ve Duran Kalkan’ın avukatlar aracılığı ile yaptıkları bir başvurudur. Bu dava iki aşamadan oluşuyor; ilki idari mahkeme süreci, ikincisi ise temyiz konumu olan Avrupa Adalet Divanı’dır. Bu başvuru AB Komisyonu’nun PKK’yi terör örgütü listesine almasına karşı yapılmış bir başvuruydu. İlk süreç idari olduğu için AB Komisyonu ile avukatlar karşılıklı birbirlerine argümanlarını iletti. Mahkeme bu süreçte şu açıklamayı yaptı; PKK başvurusundan önce bu konu hakkında iki başvuru bulunmakta. Bunlarından biri HAMAS diğeri ise Tamil Kaplanları davaları var. Bu davalarda İdare Mahkemesi kararını verdi. Şimdi ise bu davalar temyizde yani Avrupa Adalet Divan’ında. Bu davalar ile PKK davasında arasında hukuki açıdan çok fazla benzerlikler olduğundan kaynaklı, PKK davası bekletilmeye alındı. O davaların kararlarından sonra bir karar verilecek. Yani bu bir emsal karar oluşturabilecek. Çünkü bu iki örgütün listeye alınmasında herhangi bir mahkeme kararı yok. Basından alınmış bilgiler üzerine listeye alındığını bu nedenle daha hukuki nedenlerin ortaya koyulması gerektiği belirtildi.”

2 yıllık bir süre söz konusu

Bu dava bugünden yarında sonuçlanacak bir süreç değil. PKK davasının sonuçlanması en az 2 yıllık bir süreç sonunda belirtilecek. AB Komisyonu’nun mahkemeye sunduğu argümanların tamamı Türk basınında çıkan haberlerden oluşuyor. Karayılan ve Kalkan’ın avukatları bu duruma itiraz edince bu sefer AB Komisyonu argümanlarını bu sefer ABD ve İngiltere’nin açıklamalarına dayandırmış. Yani AB Komisyonu’nun elinde de yasaklanmasına ilişkin hukuki bir dayanak yok. Bu davanın bugün gündeme gelmesinin en büyük nedenleri ise PKK’nin DAİŞ’e karşı verdiği mücadele, yıllardır AB ülkelerinde herhangi bir eylem gerçekleştirmemiş olması, Türkiye-AB arasındaki kopmaya varan ilişkiler ve Kürt tarafının yürüttüğü diplomasi çalışmaları oldu. 

Brüksel ve Hamburg’taki davalar

Avrupa Adalet Divan’ı davası gündeme gelmeden önce Brüksel Adliye Sarayı’nda verilen karar, Kürtler açısından oldukça önemliydi. 

Brüksel’deki mahkeme, ‘PKK’ye üye ve yönetici olmak’ gerekçesiyle 2010 yılında polis operasyonu sonucu gözaltına alınan 33 Kürt siyasetçi ve bu baskına maruz kalan Kürt kurumları hakkında karar verdi. Mahkeme,  “Türkiye’deki durum silahlı bir mücadele kapsamındadır. Belçika’da terör yasaları kapsamında yargılama yapılamaz” diyerek davayı düşürdü. Bu davanın düşmesinin ardından Türk devleti ve basını kıyameti kopardı. Bu dava daha gündemdeyken Türk devletinin Eutelsat üzerinden Med Nûçe ve Newroz TV’yi kapatması yargı tarafından mahkum edildi. Bu defa da Paris’te Fransız yargısı Eutelsat’ın Kürt televizyonlarına dönük kararını  hukuksuz buldu ve yeniden açılmasına hükmetti. 

Hamburg’ta ise 8 Haziran’dan bu yana tutuklu olan Êzîdî siyasetçi Hasan Dutar davasında, Hamburg Yüksek Mahkemesi DAİŞ ile Türkiye’nin ilişki içinde olduğunu, PKK’nin DAİŞ’e karşı etkin bir şekilde savaştığını kabul ediyordu. 

Mahkeme hakimi “Hasan Dutar, bundan sonra demokratik faaliyetlerini özgürce yürütebilir. Ancak 1 yıl 9 ay boyunca PKK ile ilişkisi tespit edilirse tekrar yargılanacaktır.”

Hakimin Almanya’daki yasak konusundaki görüşleri ise şöyleydi: “Bizler AKP’nin çocuk istismarını meşrulaştırmaya dönük çıkardığı kanunlara karşı çıkıp onları eleştirebiliyorken maalesef PKK yasağı hakkında kanunu eleştiremiyor ve buna karşı çıkamıyoruz.” 

Tüm bu davalardan sonra Türk basının Adalet Divanı’ndaki davaya ilişkin haberler yapmalarının en büyük nedeni; PKK’nin ‘terör örgütü listlesi’nden çıkarılma ihtimalinin masada olmasından kaynaklı. 

Tüm bu tartışmalar ve bilgilerden şüphesiz Türk devletinin haberi var. Belli ki, bu kadar saldırganlığının nedeni de bu bilgiler…

Kürtlerin Avrupa’da bir kriminalizasyonunda bir araç olarak kullanılan PKK yasağı kalkabilir. Şüphesiz bu durum PKK ile AB arasında bir yakınlaşmadan kaynaklı değil AB -Türkiye arasındaki krizden kaynaklı. Her ne kadar Kürtlerin tüm bu ilişkiler çerçevesinde bir koz olarak kullanılması amaçlansa da kazanacak taraf Kürtler olacak. 

REHA SARI / Y. ÖZGÜR POLITIKA

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.